Kıymetli okuyucularım, daha önce de ifade ettiÄŸimiz gibi, bizi türaba ve mahvoluÅŸa götüren sebeplere deÄŸineceÄŸiz yine. Dostlar, bizim devasa sorunlarımızdan birisi, belki de en önemlisi, hedefsiz bir toplum ve ülke oluÅŸumuzdur. Birey, toplum ve devlet olarak uzun vadeli hedeflerimizin olmayışı bizi sonu meçhul bir noktaya doÄŸru sürüklüyor. Karanlık bir denizdeyiz ve rotasını ÅŸaşırmış, pusulasız kaptan gibiyiz. Âlem koÅŸuyorken, biz yol ortasında durmuÅŸ çene çalıyoruz. Prof. Dr. Oktay SinanoÄŸlu aÄŸabeyimizin de ifade buyurdukları gibi: ‘hedefsiz ve gayesiz toplumlar, uzaktan kumanda ile idare edilmeye mahkûmdurlar.’’ (Hedef Türkiye)
Zira, kendine bir hedef belirlemeyen toplumlar, belli bir hedef istikametinde yol alarak, büyük atılımlar yapan toplumların oyuncakları olmaya, onların çizdikleri yoldan gitmeye, oluşturdukları programa göre yaşamaya ve dizayn ettikleri global kültürün payandası olmaya mahkumdurlar. Ayrıca, üstadın insan tarifi de mükemmeldir. İnsan: kendisi dışında hedefi olan kişidir. (Mezkûr eser) Lakin biz külliyen hedefsiz bir bütünüz. Çünkü bizim istikbale matuf, bir plan ve projemiz yok. Binaenaleyh, devasa hamleler, büyük ve etkin atılımlar, yetkin projeler yapacak gücü kendimizde bulamıyoruz. Hayat denizinde, dünya gemisinde, meçhule yol almış, rotasını kaybetmiş kaptanlar gibi bilinmedik sularda yalpalayıp duruyoruz. Yani dizilerimiz bile büyük düşünüş eseri değil. Görüyoruz hepsi dünyalık kazanma uğrunda ya da gençliği bozma babında ortaya konan basit ürünler. Ellerin filmleri derin mücadeleler, diğer ülkelere hükmetme yollu istihbarat mücadeleleri içerirken, bizim filmlerimizde kendi ülkemizin evlatları birbirlerini yiyor, kendi kendilerine karşı istihbarat mücadelesi veriyor. Yemin ediyorum utanılacak bir durum. Ne kadar basit bir durum değil mi Allah aşkına. Binler yazık. Amma, bu böyle gitmez ve dahi gitmemeli.
Evet, dostlar, bir an önce başımızı iki elimizi arasına alıp, tezekkür ve tefekkür etmeli, berrak mülahazalar deryasına dalmalıyız. Uzun soluklu hedefler belirlemeli, güçlü hamleler yapmalıyız. Hayat oyunu, bir satranç oyunu gibidir. Yapacağımız hamleyi, istikbali görerek düşündükten sonra yapacaksın ki, kazanasın. Hayat oyununu başarmak istiyorsak, tembelliği, rehaveti bırakıp, biteviye ikdam edeceğiz. Nesne değil, bizatihi özne olacağız. Sünger olup her şeyi emeceğimize, katalizör olup değişimin dinamiği olmalıyız.
Bir söz vardır: ‘’saÄŸlam aÄŸaç fırtınalı havada belli olur’’ diye. Ayakta kalmak için, eÄŸilip bükülmeden yaÅŸamak için saÄŸlam ve saÄŸlıklı olmak, saÄŸlam olmak içinde bir hedefe haiz olmak ve o hedefte bilerek ve dik olarak ilerlemek, çalışıp, yorulmak nedir bilmemek iktiza eder. Zira ancak ve ancak bu ÅŸekilde varlığımızın idamesi kabil-i mümkündür. Ayrıca, mutluluk ve anlam haritalarımızı iyi belirlemeli ve sahip çıkmalıyız ki; anlamsal derinliÄŸimizi koruyabilelim. VaroluÅŸsal dinamiklerimizi, temel paradigmalarımızı da çok iyi muhafaza etmeliyiz. Çünkü bizi biz yapan, ayakta tutan ve varlığımızın idamesini temin eden muayyen temel dinamiklerimizdir.
Milli ve manevi duyguların, mülahazaların ve deÄŸerlerin de asliyetine seza olarak yaÅŸatılması da hayati önemi haizdir. Zira her toplumu ayakta tutan, yaÅŸatan ve varlığının idamesini saÄŸlayan; tarihsel süreç içerisinde geliÅŸtirdiÄŸi, varoluÅŸ dinamiÄŸi olan ‘kültürü’dür. Kültür de, genel manasıyla iki temel unsurdan teÅŸekküldür. ‘DİN’ ve ‘DİL.’ Bunlar yok olduÄŸu zaman, bireyde, ailede, toplumda, devlette, medeniyette türab olur. Lütfen, akletme yetinizi saÄŸlam, saÄŸlıklı, dinç ve taze tutunuz. Zihin pencerelerinizi açıp, aydınlık ufuklara yelken açmanız ve hürriyetin, müsavatın, uhuvvetin deÄŸerini akledip, idrak etmeniz ve dahi yaÅŸayıp, yaÅŸatmanız dileÄŸiyle. Tarihe yön veren, muıtantan ve muhteÅŸem demlerini tekrar dirilten tam bağımsız Türkiye için haydi el ele sevgili halkım! Sevgi, saygı, umut ve muhabbetle.
Kitap-ahlak-devrim-tevhit-adalet-özgürlük-emek-vatan-bağımsızlık.
Sevgili ülkemiz Türkiye’miz birgün mutlaka özgür olacak inÅŸaallah.
‘’Vatanını yabancı boyunduruÄŸundan kurtaran Türk ÇocuÄŸu dilini de yabancı dillerin boyunduruÄŸundan kurtaracaktır.’’ Mustafa Kemal Atatürk.
AYRINTILAR:
1. Kurtlar Vadisi dizisinin parasal sorundan ya da krizden dolayı ara verdiÄŸine inanmamıştım ki kanımca doÄŸru tespitte bulunmuÅŸum. Bir hâkimiyet mücadelesi olduÄŸunu sezmiÅŸtim dizi üzerinde ki, sanki mücadele istendik yönde geliÅŸmiÅŸ ve çok arzulayanlar diziye hâkim olmuÅŸ. Diziye hâkim olmak ne demek? Dizinin kitleler üzerinde ki etkisini kendi isteÄŸi doÄŸrultusunda yönlendirmek demek. Devletin başının nasıl bir tavırla gösterildiÄŸine bakınız anlarsınız. Misal Ömer Baba’nın tavırlarına bakınız anlarsınız. Yani bir ÅŸeylerin psikolojik temelleri oluÅŸturuluyor derinden derine.
2. Artık cinayet haberlerinin, ahlaksızlık haberlerinin, tecavüz haberlerinin ekranlardan uzun uzadıya gösterilmesi kesinlikle yasaklanması gerekir. Eğer toplum huzuru düşünülüyorsa, sağlıklı bir nesil yaratılmak isteniyorsa. Yemin ediyorum bu iğrençliklerin detaylı olarak gösterilmesi de aynı şeylerin tekrar edilmesini tetikliyor. O iğrenç görüntüler temiz beyinleri mahvediyor, uygunsuz görüntüler rüyalara giriyor ve saf ruhları harap ediyor sürekli ayni şeyi yapma yönünde insanları tetikliyor. Toplum ne hale geldi Allah aşkına. Bizim milletimiz bu hale düşecek bir millet miydi beyler, bayanlar? Derin bir toplumsal analiz yaparsanız bunu görürsünüz. Yazık oluyor. Artık kese doldurmanın zamanı geçmedi mi ey devlet ricali!?! Gençliğe yazık, devlete yazık, istikbale yazık. Allah aşkına yasaklayın bu yayınları. Yapanlarda bilinçli şekilde yapmıyorsa ben dünyanın en namussuz insanı olayım. Vallahi de billahi de bilinçli. Şerefli Türk Milletinin temiz vicdanlarını yaralamak, kirletmek ve istendik yöne çevirebilmek adına yapılıyor bunlar. Namuslu düşünen, devletini, milletini, vatanını seven bunu vallahi de billahi de yapmaz. Yapan ya bilinçlidir, ya da bilmeden salakça, aptalca yapıyordur. İÇGÜDÜLERİYLE yaşayan bir toplum ihdas etmişiz, eserinizle övünebilirsiniz artık!?!
3. Yine bir diÄŸer husus, son zamanlarda yerli sinema teraneleriyle (herhalde yerli sinema yerliliÄŸi çökertmek üzere kurgulanmaz deÄŸil mi?) halka yutturulmaya çalışılan sefil, ahlaksız, edepsiz, iÄŸrenç, aÅŸağılık, ahlak düşmanı, küçücük ruhları tahrip edici, beyinleri iÄŸdiÅŸ edici sözde sinema sayılan rezil çekimler var. Evlatlarımızın TEMİZ VİCDANLARININ yaralanmaması, LEKESİZ RUHLARININ lekelenmemesi, SAF DİMAÄžLARININ iÄŸfal edilmemesi iktiza eder. Güya komikmiÅŸ. Komiklik momiklik deÄŸil düpedüz ihanettir bunun adı. Sahtekârlıktır, saçmalıktır, laçkalıktır. Büyük Türk Devleti bu rezilliklerle türabına yaklaÅŸmaktadır iÅŸte. Hedefte bu ülkenin TEMİZ ve PAK NESLİ var yemin ediyorum. GençliÄŸi bozduk mu gerisi gelir diyorlar. Bilinmelidir ki, bir devlet böyle ayakta kalamaz, bir toplum bu ÅŸekilde yücelemez, bir nesil bu ÅŸekilde varlığını koruyamaz. Büyük milli ÅŸair Akif ne diyordu? ‘’kendin yansan da evladını yakma!’’ Evet, lütfen ne kendinizi ne de evladınızı yakmayın ey büyük devletimin ve necip milletimin temiz insanları!
4. Åžu İLERİCİ-GERİCİ masallarının gerçeÄŸi bilinmelidir artık. Åžu anki dünya konjonktüründe İslam sair düşüncelere karşı insanlığa huzur getirecek yegâne alternatif olduÄŸunu keskin hüccetlerle beyinleri zonklatırcasına ispat etmiÅŸtir. Fikirleri ve hayatı birlikte okuyup derin bir kıyas yaparsak bu saf gerçek kendini ifÅŸa eder. Senkronize düşünme yani kıyas yapma, gerçeÄŸi görmede tarifi muhal bir yöntemdir. Misal kliÅŸe tekniklerle Yüce İslam’a taarruzda bulunanların bir kendi yapıp ettiklerine bakınız bir de savunduklarına bakınız. DehÅŸetli bir paradoks görülecektir. Bir örnek vermek iktiza ederse ÇAÄžRI isimli filmi sakin bir ortamda detaylarına dikkat kesilerek ve derin tefekkürlere dalarak izlemenizi öneririm âcizane haddimi aÅŸmadan, haysiyet sınırını ÅŸaÅŸmadan. İnsanlığın yegâne medarı iftiharı, biricik göz nuru Muhammed sav öncesini düşünün bir de sonrasını ve bir de bugünü. O günkü ezenler, zulmedenler, sömürenler kendilerini hep imtiyazlı olarak telakki ediyorlardı ve imtiyazın kaybolmaması için akıl almaz yöntemler istimal ediyorlardı. Åžerefimiz devemizin sırtında diyorlardı. Kadınla eÅŸitlik, köleyle aynı sofrada yemek yemek ha diye ÅŸerefli ve temiz Muhammed’e sav höykürüyorlardı. Bu asla mümkün deÄŸil diyorlardı. Her ÅŸeye biz layığız, her ÅŸeyi biz biliriz diyorlardı. Kadınları istediÄŸimiz gibi kullanırız, kölelere istediÄŸimiz gibi muamele ederiz hepsi bizim malımız deÄŸil mi diyorlardı. Biz tanrılarımızdan ve ÅŸaraplarımızdan vazgeçebilir miyiz diyorlardı. Aziz ve pak Muhammed sav ise tam tersini haykırıyordu. Kadının hakkından, kölenin hakkından, ÅŸarabın insanların zihinlerini iÄŸdiÅŸ ettiÄŸinden ve insanları insanlık çizgisinden saptırdığından, taptıkları ÅŸeylerin kendi kendilerine bile faydasız olduÄŸundan bahsediyordu. Åžimdi namusluca düşünelim, madem bilimsellik diyoruz, madem bilimsel düşünme diyoruz, bilimde de mantık temel ÅŸart olduÄŸuna göre mantık ilkeleri doÄŸrultusunda derince düşünelim artık. Aziz ve pak Muhammed sav mi daha ilerici, daha medeni yoksa toplumu hayvandan aÅŸağı gören, kadını insandan saymayan, köleyi sefil bir mahluk olarak gören ve onunla aynı sofrada oturmaktan tiksinen, her türlü zulmü icra eden o günkü putperest bedeviler mi? Hak Sözünden baÅŸka hiçbir varlığı olmayan aziz ve pak Muhammed sav mi yoksa her türlü toplumsal vasıtaya hükmeden putperest bedeviler mi yoksulun, emekçinin, garibin, horlanmışın, zavallının, yetimin sözcüsü, davacısı? Hadi korkmadan yüreklice cevap verelim lütfen. Ve bu durumu bugüne uyarlayalım derin ve keskin bir kıyasla. Ve gerçeÄŸe boyun eÄŸmekten hayâ etmeyelim. Aleyhimize de olsa, büyük çıkarlarımıza çelik darbe indirse de gerçeÄŸi görmekten imtina etmeyelim lütfen. Zulüm belki her çaÄŸda devam etmemiÅŸtir ama küfür hep devam ede gelmiÅŸtir ve edecektir kıymete deÄŸin. Ve ÅŸimdi toplumu geri bırakanların kimler olduÄŸuna da biraz kafa yoralım lütfen. Kadını ezenlerin kimler olduÄŸuna bakalım. İnsanları aÅŸağılayan yaratıkların kimler olduÄŸuna bakalım. Aziz ve pak Kur’an putperestleri ‘’giydirilmiÅŸ odunlar’’ olarak tavsif ediyordu. Ne tavsif amma deÄŸil mi?
5. Son günlerde bir mevzu dile getiriliyor ‘’kaçak Kur’an kursu’’ bu olaylar netameli olaylardır. Azami dikkat iktiza eder. Su-i istimale meyyaldir. Toplumsal huzura dinamit bile olabilir ÅŸu konjonktürde. Yarın bu iÅŸlerle hiçbir bağı olmayan birileri bu iÅŸlere dâhil edilir. Kaçak kurs açtırılır orada devlete ve millete isyan bayrağı açtırılır ve bu, yine o iÅŸi yaptıranlarca ifÅŸa ettirilir. Ondan sonra seyreyleyin gümbürtüyü. Kim ne derse desin vahim ve netameli. Bu iÅŸi toplum önünde istemeyenler de gerçekte istiyor olabilirler ama istemiyormuÅŸ görüntüsü verebilirler. Sonra da biz demedik miydi derler. Devlet ricali akıllı olmalı. Muhkem zemine basmalı. Biz hep birbirimizi yiyerek bir yere varamayız, bir adım bile terakki edemeyiz. Yazık ediyoruz kendi kendimize vallahi. Biz bu durumlara layık bir millet ve devlet deÄŸiliz beyler Allah aÅŸkına. İnsan utanır be. Dünyalık bir iki ÅŸey kazandık diye avunmak ve övünmek ne kadar iÄŸrenç ve ÅŸapÅŸalca. Ulan devlet ve millet olarak terakki edemedikten, evrensel boyutta söz söyleyemedikten, dünyaya yön veremedikten sonra ne anlam ifade eder ki bireysel kazanımlar. Aziz ecdaddan bunu mu öğrendiniz bre ahmaklar topluluÄŸu? Ervahınıza yuh olsun, yazıklar olsun. Koca devleti ve milleti ne hallere düşürüyorsunuz. Utanıyorum yemin ediyorum. Yiyecek ekmeÄŸim, giyecek sırtım olsun yeter, yeter ki milletim ve devletim yükselsin, yücelsin, dünyaya hükmedecek boyutlara ulaÅŸsın ve ben bu devletin vatandaşı, bu milletin evladı olarak gurur duyayım. İçim kan aÄŸlıyor vallahi de billahi de.
‘’kitap yücedir ve yüce kitap eksenli düşünmek zaferin ilk adımıdır.’’ Özgür Deniz.
‘’çalışmadan inanmak boÅŸtur.’’ İncil
BU YOL KURU BİR KAVGA YOLU DEĞİLDİR. Osman Gazi.