‘’Biz, Allah’tan başka sahibi olmayanlarız.’’ Şehit doktor üstat Ali Şeriati böyle der ve mutlak bir
inanışla, tertemiz bir niyetle, onurla örülmüş bir karakterle, yürüyen hürriyet
olarak söyler bunu. O, bu dünyadaki yegane bağımsız yürekti. Tarafı yoktu,
kölesi yoktu, efendisi yoktu. Gerçekten bağımsızdı, halkın ve hakikatin
yanındaydı. Ömrü boyunca halk düşmanları ile savaştı, renkleri, kimlikleri,
dilleri, dinleri, ideolojileri ne olursa olsun fark etmedi. Birilerini bir şeye
inandırmak için, o şeyi tahrif ve tahrip etmeye tevessül edecek kadar basit ve
sıradan biri olmadı hiçbir zaman. O, bulduğu, bildiği, inandığı gerçek neyse
getirip onu herkesin önüne koyardı, herkes ondan ne almak istiyorsa onu alırdı
ve aldığıyla ne olursa olurdu, orası onu ilgilendirmezdi. Bu dünyada mutlak
hürdü. Bu yüzden evi zindanlardı. Ömrünü handiyse zindanlarda ikmal etti. Çünkü
bir türlü rahat bırakmıyorlardı, bitevi takip altındaydı. Handiyse tamamını
zindanlarda kaleme aldığı ‘’Yalnızlık Sözleri 1-2’’ kitabını behemehal
okumanızı salık veririm. Hatırladığım kadarıyla iki kitap olarak 1200 sayfalık bir kitap ama
tadına doyamayacağınız bir kitap. Onu daha teferruatlı olarak tanımak
istiyorsanız da, Ali Rahnema’nın ‘’Müslüman Ütopyacı’’ isimli takriben 600 sayfalık
fevkaladenin de fevkinde olan kitabını okumanızı şiddetle öneririm. İsme
takılmadan okuyun. Ütopya mevhumunu da ciddi anlamda anlamadan önyargıyla
hareket etmeyin. Tabi tüm bu ismi bahsedilen kitapları okuyabilmeniz, okuyunca
anlayabilmeniz için muayyen bir alt yapıya malik olmanız icap eder kitap ve
okumak bağlamında düşününce. Gölgesinden korkan pezevenklerin takibindeydi her
an. Onun hürriyeti, aşağılık diktatörleri çıldırtıyordu. Diktartörlere kalemini
satan ve diktatörlerin köpekliğini yapan aydın bozuntularını delirtiyordu. Onun
da köpekleşmesini ve önüne atılan kemiklere eyvallah etmesini istiyorlardı. Çünkü
diktatörlerin tenekeden saltanatlarını sarsıyor, aydın bozutunlarının kof laflarını
ezip geçiyordu, ağzından çıkan her sözle ama sözle. Söz vardır, laf vardır. O
söz adamıydı, insanıydı. O, sadece söz söyledi ömrü boyunca. O gerçek bir
devrimciydi. Okudu, öğrendi, bildi, hissetti, anladı, yazdı, anlattı. O,
insandı.
Geçelim!
Yazıya başlarken de söylediğimiz gibi,
yeryüzüne hükmeden gücün mekanizması bir pramidin katmanları gibidir ve en tepe
belirler her şeyi. Kimse kusura bakmasın ama bu dünyadaki niceleri sadece
sıradan birer kukladan ibarettir. Münhasıran ellerinde ipleri tutanlar
tarafından oynatılıp dururlar, akılları, vicdanları, iradeleri, yürekleri,
cesaretleri, hürriyetleri ve tercihleri yoktur. Kendilerine sunulan imkanların
bedelini öderler. Halklarını satarlar, dünyayı alırlar. Gerçek budur. Ne kadar
kıvranırsanız kıvranın, tepinirseniz tepinin gerçek budur. Görüntüye
inanırsanız aldanırsınız. Zaten gördükleriniz de ancak görebileceklerinizdir,
görmeniz gerekmeyenleri asla göremezsiniz. Bunu bir zamanlar bir Yahudi’de
izhar etmiş ve yok edilmişti. Üstat Ali Şeriati’den de bu sebeple bahsettim bu
bölümün girişinde. Bu dünayda insan gibi yaşamanın ağır bedelleri vardır
maalesef. Herkes insanca yaşamaktan bahseder ama hayvanca yaşar, bunu fark
edenler fark edip ona göre tavır alırlar, fark etmeyenler ise bu türlerin kof
laflarına bakıp onlara karşı tapınç içinde olurlar. Herkesin zirveye hizmet
ettiği bir dünyada, halka hizmete adanmak çok büyük bir yürek ve soylu bir
cesaret iktiza eder. Ya onurluca yaşamaktır yahut şehadettir ödülü.
Geçelim!
Bir önceki yazımızda olguların
orijininden bahsetmiştik malum. Şimdi fazla detaya girmeden demokrasi olgusunun
orijinini teşrih masasına yatıralım. Zira en dip detaylar her daim netamelidir.
Zamanımızda şiddetle apolojisi yapılan demokrasi denilen şeyi defaatle izah ve
izhar ettik hem de bayağı detaylı olarak. Burada da, çendan, dünyada, çağımızda
egemen olan bir zihniyet bağlamında tolere edilen demokrasiyi yeniden teşrih
masasına yatıralım. Genel olarak, şu anda dünyaya egemen olan demokrasi
olgusuna baktığınız zaman halklara özgür olduklarının söylendiği, kendi
kendilerinin yönetiminin kendi ellerinde olduğu bir şey olarak anlatılır. Yerseniz!
Ama gerçekte en ağır zulüm ve diktartörlük içerisinde yönetildikleri ve asla
özgür olmadıkları, serbest takılan köleler oldukları bir şeydir demokrasi
denilen. Ruhun
esareti, bedenin esaretinden daha ıstıraplıdır ve acıklıdır. Çünkü
mevcut demokrasi cehaletin dikte edildiği bir düzenin adıdır. Halklar
cahilleştikçe, körleştikçe, sağırlaştıkça demorkasiye taparlar. Nasıl olduğunu,
mahiyetini, muhtevasını asla sorgulamazlar. Çünkü insançocuklarının
özbenliklerine ve izzetinefislerine sessizce en ağır darbelerin indirildiği bir
düzendir bu. Filhakika her türlü melanetin, pisliğin, rezilliğin özgürce
yapılabildiği düzenin adıdır demokrasi, işte şimdi oldu, tam da budur demokrasi
yani her türlü gayr-i insaniliği özgürce yapabilmek hürriyeti, yoksa insanca
yaşamak hürriyeti değil yani. Hissedecek kalpten ve idrak edecek beyinden
yoksunsan yapacak bir şeyim yok. Önce bir kalp ve beyin edin. Sahip olunan
özgürlük sanal bir özgürlüktür, gerçeklikle ilintisi yoktur. Fasılalı olarak
başka dünyalara demokrasi götürdüğünü ifade eden ve insanlığın gerçek katili
olan Coni’yi aklınıza getirin. Ne de demokrat değil mi? Milyonlarca insanı
toplu şekilde imha ederek demokrasiyi ihraç ediyor. İnsanlığın
mülkünü üç beş komprador pezevenge devretmenin adı demokrasi oluyor. Ki, tam da
bu zira, gerçek anlamıyla soygun düzenidir demokrasi. Hadi cesaretin varsa
yalanla. Demorkatik düzen denilen düzenin adı altında insanlık ezilip,
sömürülüp, mülkü yağmalanmıyor mu? Ne güzel bir şeymiş bu demokrasi denilen değil
mi? Halka ait olana çök, halkı çökert, kendin kalk yürü ve tanrıcılık oyna. Haddizatında
insanlığın çok kolay bir şekilde ifsat edildiği bir düzenin adıdır. Her kanaldan
özgürce zehirleniyor insanlık. Çünkü, insanlığın aklına ve kalbine ipotek konulur mevcut demokraside.
Gerçek bir demokrasi nasıldır, nasıl olur, olmalıdır orası ayrı bir yazı
konusu, birgün onu da analiz ederiz. Dünya globaldir ve tüm dünya tek noktadan
dizayn edilir, zira sarsılmaz bir ilişki ağına tabidir her şey, çünkü bir yerde
bir çıkara darbe vuruldu mu, bu her yerdeki çıkara vurulmuş bir darbe olarak
görülür, zira ortak çıkar ağı vardır. Coni’nin dün yaptıklarını anımsayın lütfen. Devlet
başkanını yatağından aldıran düzenin adıdır demokrasi. Dolayısyla anında
müdahale yapılır, çıkarları muhafaza etmek için hem de en aşağılık şekilde. Münhasıran
bir iki yemdir insanlığın ağzına atılan. Misal; biz demokrasiyle her şeyin daha
güzel olacağını sanırız ama demokrasi de olsa düzenin adı, son tahlilde; her
şeyi belirleyen, tayin eden en tepedir. Sınırlar çizilmiştir, adamlar ve
kadınlar tayin edilmiştir, kanunlar tanzim edilmiştir, hayat sessizce dizayn
edilmektedir ama adı demokrasidir. İnsan tüm boyutlarıyla, tüm yönlerden ihata
edilmiştir. Elini nereye uzatsa, kolunu kaptırmıştır. Herkes boynunda kölelik
tasmasıyla dolaşır ama hür olduğunu düşünür. Halklar sadece kendilerini daha
özgür sanmaktadırlar, istediklerini güya yapmaktadırlar, oysa mutlak esaret
altındadırlar ve ancak kendilerine çizilmiş sınırlar dahilinde bir şeyler
yapabilmektedirler, velakin iğdiş edilmiş zihninlerin bunu idrak etmesi kabil
olmamaktadır, dolayısıyla her şey normalmiş gibi görünmektedir. Ancak sağlam
bir kalbin varsa gördüğünün ardındaki görmediğini görebilirsin. Görebilecek göz
yoktur çünkü. O göz kör edilmiştir. Bakan gözle de her şey görülmez ki. Zira
saf gerçeği görebilmek için bakar kör olmamak icap eder. Gerçek, baktığın yerde
değildir. Demokrasi, istediğin bir hayatı tesis etmek için çok güzel bir
araçtır. Tabi egemenler için geçerlidir bu. Suya sabuna dokunmadan, zahmete
girmeden, yorulmadan, masrafsız olarak sessiz ama sağlam hegomanyanı kurmaktır.
Öyle de olmaktadır. Hem de sürünün gönlü de olmuş şekilde, oh ne güzel dünya,
zincirlerim var diye seviniyor, esirim diye övünüyor, gerçek özgürlüğü sunsan
dövünüyor. Pramidin tepesindekileri aptal mı sandınız? Tüm insanlığa hükmedenler
mi aptaldır, onların yörgüngelerine gönüllü olarak girip köleliği tolere edip,
sürü gibi güdülenler mi aptaldır? Her şeyi olağan göstererek yapabilmektir
zaten marifette. Halk olan biten her şeyin normal olduğunu sanmaktadır doğal
olarak. Çünkü düşünmeyi unutmuştur. Sorusu bitmiştir, sorgulamak haddi
aşmaktır. Yerinde durunca da, durduğu yerden her şey normal görünmektedir. Sandıklar
kurulmakta, oylar göz önünde sayılmakta, halkın istediği olmakta, güya her şey
meşruiyet temelinde ilerlemektedir. Kimse bir şey çakmaz, her şey çok normalmiş
gibi ilerler. Nutuklar atılmış, vaatler verilmiş, dışarıdan bakınca tertemizlik
görüntüsü yansıtılmış, halka hizmet algısı yaratılmıştır. O zaman dikensiz gül
bahçesinde diledğin gibi yürüyebilirsin. Diken batmaz, ayak kanamaz, gövde yorulmaz,
kalp acımaz, baş ağrımaz. Kalbi ve kafası olmayan halkın hiçbir şeyi fark
etmemesi normaldir zaten. Her zaman böyle olur, halkta her zaman değişim
olduğunu sanır. Her şeyin değişeceğine inanır sıradan bir değişimle. Oysa
hiçbir şey değişmemekte, her şey aynı kalmaktadır, münhasıran kavramlar
farklılaşmakta, yüzler farklıymış gibi gelmekte, nutuklar boyut
değiştirmektedir. Bir renk silinir, silinen rengin yerine yeni bir renge
boyanır dünya, başka bir şey değildir olan biten. Halk meclisi aktiftir, gazetelerde
sözde eleştiriler gırla gider, televiyonlarda akademisyenler, profösörler,
sözde aydınlar tartışır, hukuk suçluları tecziye etmektedir, sözde muhalefet
denilen yapı kendince sert açıklamalar yapar ve başka bir yol gösterir,
dışarıdan baktığınızda nasıl görünür böylesi bir dünya? Her şey gerçekçi bir
şekilde yapılır, oyuna gerçeklik kazandırılır, zira sürüyü inandırmak iktiza
eder. Her şeyin sağlıklı bir şekilde ilerlediğini, hayatın çok güzel olduğunu,
hiçbir sorun olmadığını, her şeyin sıradan bir süreç içerisinde geliştiğini
sanırsınız. Oysa perde arkasında çok dikkatli, derin, ince ve küçük hamlelerle
insanlık muazzam bir şekilde yönetilmektedir, istendik yöne kanalize
edilmektedir, rantlar kasalara akmaktadır, halklar merhametsizce
sömürülmektedir, zararı daima halklar görmekte ama düzeneği kuranlar hiç
kaybetmeden daima kazanmaktadırlar. Topluma hem umut aşılanır, hem hayal kurdururulur
hem de toplum sessizce hizaya sokulur. Zahmetsiz olmuş ve bitmiştir her şey, ne
güzel değil mi? Halklardan çalınanlar yine faklı başlıklar altında halkın en
çaresiz kesimine dağıtılır iyilik görüntüsü ardında. Her şey sosyal devlet
kılıfı ardında yapılır. Yaşamak sevincini çalmak uğruna kılıf yapılan devlet
kanunlarını gözlerden kaçırmak için mideler hedef alınır ve sözde yardımlarla bu
sefer göze girilmeye çalışılır. Kanunlar örümcek ağı gibidir, zayıflar takılır,
servetliler, kudretliler, devletliler delip geçer. Bu düzende büyükler
biribirlerine müzahir olurlar, olmak zorundadırlar, çünkü onlar kardeş
olmuşlardır ve kardeşlik kanununda birbirine ihanet olmaz, olursa ihanet eden
diskalifiye olur yani oyundan çıkarılır ama ölü olarak. Kardeşlik kanununda son
nefese kadar kardeşine hizmet etmek, onun çıkarlarını korumak vardır. Kardeşlik
kanunu, halktan önce gelir. Halklar sürüden farksızdırlar ama kardeşler özgür
birer bireydirler ve her biri sürüyü kontrol etmekle görevlidir. Neyse daha
fazla dibe inmek karanlığı çoğaltmaktan başka bir şey olmayacak. İşte bunun adı
demokratik düzendir. Daha sayfalarca yazılabilir ama anlayana sivrisinek saz,
anlamayana davul zurna bile az. Belki birgün sadece demokrasiyi tüm
teferruatıyla sarih olarak tetkik, tahlil, tahkik ve analiz eder toplumun önüne
koyarız. Ve toplum gerçekle sahtesini tefrik edecek düzeye gelirse, neyin ne
olduğunu algılayıp, anlayabilir.
Geçelim!