‘’Bize yeni bir yıl değil yeni bir insan lazım’’ diyor ya büyük devrimci, yegâne sosyolog, evrensel fikir devi, gerçek insan, hakikatli aydın, soylu üstat, şehit Doktor Ali ŞERİATİ. Bizde üstadın bu sözünü motto bildik ve bu minvalde küçük mikyasta insana, büyük mikyasta insanlığa sözümüzü söylemek istedik naçizane. Geçelim!
Yukarıdaki sözü hissedebilecek, algılayabilecek,
anlayabilecek, idrak edebilecek kalibrede, kabiliyette ve kalitede insanlar
olsaydık, haddizatında çok şey değişirdi ama maalesef o kadar değiliz,
hiçbirimiz. İnsan kendisini değiştirmeden, insanı değiştirebilecek kim ve ne
vardır? Ben aynı kalayım ama her şey değişsin, böylesi ahmakça bir dilek,
temenni, istek olur mu? Gerçekten bu kadar küçük düşünüyor, gerçekten böyle
düşünüyoruz. Hayır, yadsımaya gerek yok, biz buyuz, biz gerçekten buyuz. Hani
hep kendimizi büyük zannediyoruz, her şeyi bildiğimizi sanıyoruz, aleme kafa
tutuyoruz, ahkam kesiyoruz ya, hayır biz bu kadarız, olduğumuzu sandığımız
kadar değil. Biz basitiz, boşuz, küçüğüz, kofuz. Biz, gerçekten aptalız, geri
zekalıyız, cahiliz. Böylesi bir iddianın önüne koyduğumuz yegane barikat şudur;
çok ütopiksin. Gerçeği, hiçbir şey değiştiremez bebeğim! Geçelim!
Hep söyledik, ilanihaye söyleyeceğiz naçizane. Geçti,
geçiyor, geçecek yıllar, tabiatı budur yılların ama geçen, tükenen yıllar
değildir, ömürdür. Bir şekilde tüketip gidiyoruz, bir armağan olarak sunulmuş,
önümüze konulmuş ömür dediğimiz şeyi. Sessizce olup bittiyor her şey, bu yüzden
hiçbir şeyin farkında olmadan tükeniyoruz günden güne. Çoğalııyormuşuz gibi
algılıyoruz ama. Yılların tükendiğini düşünüyoruz, kendi tükendiğimizin
farkında olmadan. Yıllar yel olup gelip geçiyor, yaşamış yaşamamış gibi sanki.
Her gün biraz daha mutlak sona yaklaşıyoruz. Hiç beklemediğimiz, gelmez diye
düşündüğümüz, gelmesini istemediğimiz ama illaki karşılaşacağımız sona. Çok
korktuğumuz ama korktuğumuzu hiç sezdirmediğimiz sona. Acı tatlı hatıraları
tarihe bırakıyoruz ve yarınlara dair yeni hayaller kuruyoruz. Haddizatında
hayal kurmaya takatimiz de yok, çünkü bizi hayallere daldıracak bir yaşamımız
yok. Bizim, bize sunulmuş olan gerçek yaşamımızı çaldılar bizden ama biz
farkında değiliz sadece. Sanki her şey değişiyormuş gibi ama değişmeden öylece
duruyor. Ne değişmeye ne de değiştirmeye hevesimiz yok. Durduğumuz yerde
duruyoruz, oturduğumuz gibi oturuyoruz, kalkmaya mecalimiz yok. Varlığın ve
değişimin muharrikinin hareket olduğunu dahi bilmiyoruz. Nice mutlu yıllara
demek geliyor insanın içinden ama mümkün olmuyor maalesef. Çünkü her gelen
yılda, yılın başında mutluluk dileyenler mutlululuğumuzu çalıyorlar bizden
sessizce. Ne mutlu geçen bir yıl var ne de gelecek yılın mutluluk getireceği
garantisi bu yüzden. Zira mutluluğu
yılların değil bizatihi insanın kendisinin getirebileceğini bile bilmiyoruz,
gerçekten bilmiyoruz. Çünkü gerek küçük mikyasta insan için, gerekse büyük
mikyasta insanlık tarihi için heba olmuş, insanı acılarla deneyimlemiş ve
yoğurmuş, nihayetinde boşa geçip gitmiş bir yıl geçirdik, malum sebeplerle
böyle bir yıl geçirmesekte fark etmezdi, zaten yine aynı geçecekti, çünkü deneyimlenmiş
nice yıllar geçirdik ve arkamızda bıraktık.
Yıllar insanı değiştiremedi ama insan denilen şeytan
yılları kirletti ve her şeyi kirletti yıllarla birlikte. Zira her şey belki
zevahirde değişir bu âlemde ama bir tek değişmez kalan yine insan olur. Yıllar
değişmez, değişen rakamlardır sadece, öyle değil mi? Takvimin üzerindeki
rakamlardan başka değişen nedir? Onda bile rakamlar aynıdır, sadece yılı ifade
eden rakamlardan tek bir rakamdır değişen. 4 ün yerine 5 i koyarsınız, 5 in
yerine de 6 yı sadece, başka nedir? Birgün gelir belki hepsinin yerine başka
başka rakamları koyarsınız. Zaman derseniz zaten bir muamma, aslında hep aynı
şey, değişen sadece insanlar ve olaylar, o da sığ bir değişim. Biz, ömrümüzden
bir yıl daha gittiği için ve eski yıllara nazaran bazı değişimler geçirdiğimiz
için yıllarında değiştiğini sanıyoruz. Zaten yıllar insanları sadece
yaşlandırır değiştirmez ama eğer ki değişecek ve değiştirecek bir şey varsa
şayet o da insanların değiştiriciliği ve yılların değişebilirliği ama ne
hazindir ki, insanların kendilerini değiştirmeye takatleri yok, ki, yılları
nasıl değiştirsinler? Öyle ya, hep aynı kalan ve zerre değişim emaresi
göstermeyen insanlar, nasıl olacakta yılları değiştirebilecekler? Biz, yılların
bizi değiştireceğini ve bize yeniliklerle, güzelliklerle, yeni umutlarla
geleceğini sanıyoruz. Oysa hiçbir gelecek hiçbir geçmişten daha iyi olmayacak.
Bu tabiatın görünmeyen, görünmeidği için farkında ve idrakinde olunmayan
yasasıdır. Ayrıca ne gelecekse, getirilecekse onun bizim elimizle geleceğini,
ancak bizim getirebileceğimizi bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Münhasıran
konuşuyoruz, iyi dilekler diliyoruz, kuru laflar yolluyoruz uzaktan uzağa ve
bununla teskin oluyoruz. Kendi kendimizi avutuyoruz, gerçekten cehaletin
karanlığında tutsağız. Küçük, basit ve tatlı oyunlar işte, başka bir şey değil.
Aynı kalacağımızı, hiçbir şey yapmayacağımızı, yapamayacağımızı, hatta daha da
kötüye gideceğimizi çokta iyi biliyoruz ama kuru gürültüleri ve boş avuntuları
da seviyoruz. Hatta henüz çıkıp çıkamayacağımızı, görüp göremeyeceğimizi bile
bilmiyoruz ama mutlaka çıkacakmış ve muhakkak görecekmiş gibi davranıyoruz.
Bunun adı cehaletten başka ne olabilir? Klişeleşmiş, yeknesak bir hayat
yaşıyoruz ve hep aynı türküyü terennüm edip duruyoruz mütemadiyen. Mutluluğu
yıllar mı getirir? Huzuru yıllar mı bahşeder? Yıllar mı insan eder insanı?
Barışın anası yıllar mı? Kardeşliği yıllar mı çiçeklendirir? Ya ahlakı ve
adaleti yıllar mı sunar bize? Sevgi yılların içinden çıkıp gelip bizi sarıp
sarmalar mı? Merhameti yıllar mı zerkeder bünyemize? Yıllar mı kardeş yapar
bizi? Yıllar mı bitirir savaşları, getirir barışı? Yılların içinde mi gizlidir
hürriyet? İçimizdeki kini, nefreti yıllar mı öldürür? Vicdanımızı uyandıran
yıllar mıdır? Onurlu yaşam kavgasını biz mi veririz yoksa yıllar mı? Yılları
deviriyoruz ama yılları devrime dönüştüremiyoruz.
Tüm olgular yıllarla mı yoksa insanlarla mı
alakalıdır? Bu olguları en ideal şekilde olaylaştıracak ve bu olgularla hayatı
kolaylaştıracak olan yıllar mıdır yoksa insanlar mı? İnanmaktan çok anlamak
isteyen kaç kişi var? Biteviye partileri vs. sorgulamak yerine kapitalizmi
sorgulayan kaç kişi var? Dinin ibadet alanı üzerine düşündüğü kadar sosyal
yönünü düşünen kaç kişi var? Olayları ve kişileri bırakıp, olguları ve
sistemleri yıllar mı yoksa insanlar mı sorgulayacak ve değişimi yıllar mı yoksa
insanlar mı realize edecek? Değişmeyeceksen ve insanlık ödevini bihakkın ifa
etmeyeceksen hiçbir şeyin anlamı yok. Yılların adı değişiyor evet ya insanlığın
tadı nasıl değişecek? Çöp kovasında ki çöpten farksız olan ve insanlığı kokutan
insan nasıl değişecek? Oysa yıllar aynı, aylar aynı, günler aynı, saatler aynı,
dakikalar aynı, saniyeler ve saliseler aynı ve hep aynı insan. Dünya aynı
dünya, toprak aynı toprak, gök aynı gök, hava aynı hava, deniz aynı deniz,
değişen bir şey yok hayatta, caddeler, sokaklar, köyler, şehirler, manzaralar,
dağlar, denizler, kuşlar, çiçekler hep aynı. Gökyüzü yine mavi ve karanlık
yeryüzü. Yine aldatıcılar aldatacaklar insanları. Yine aldanacaklar insanlar.
Yalanlar savrulacak, yürekler kavrulacak, umutlar berhava olacak yine. Politik
şeytanlar bol bol nutuk irad edecekler, her türlü ortak değeri ve olguyu mebzul
miktarda kullanıp oy avcılığı yapacaklar yine ve yine insanları nasıl kandırıp
sömürebilirizin üzerine kurgular üretecekler, ne kadar insanı peşlerine
takabileceklerinin hesabını kitabını yapacaklar ve onlara uygun klişeleşmiş
laflar üretecekler; malumatfuruş âlimler bolca laf üretip cerbeze yapacaklar,
derde derman olmayan şeylerle ömür tüketecekler, gerçek dini sahte dinleriyle
örtecekler, kompradorlara ve politik şeytanlara payandalık edecekler ve yine
dini dünyaya satacaklar; akademisyenler mebzul miktarda absürt, anlamsız, boş
ve karanlık kelimeler savuracaklar insanlığın üzerine; bilim adamları yine
bilimi menfaatlere kurban verecekler; gazeteciler köşelerini süslü yalanlarla
dolduracaklar ve haysiyet, namus cellatlığı yapacaklar, yapacaklarıyla zımni
tehditler savurup parsayı toplayacaklar ama sözün namusuna sadık kalanlar
anlaşılmayacaklar; aydınlar kallavi laflar üretecekler ve söyledikleri lafları
insanlar anlamayacaklar, bitevi teorilerle iştigal edip duracaklar;
kompradorlar, son sürat, kanı, teri, yaşı ve emeği sömürmeye devam edecekler;
silahlar kan kusmaya, halklar birbirlerini öldürmeye teşne olacaklar yine; yine
insanlık toprağı, hırsızların, hainlerin, kan emicilerin, canilerin ve
sapıkların yol geçen hanı olacak. İnsan denilen yaratıkta film izler gibi
izleyecek olan biten her şeyi hatta aldanmaktan, inanmaktan, güvenmekten haz
alacak, anlamaktan daha çok inanmayı tercih edecek, eline geçirdiği üç kuruşla
yaşamaktan, dünya nimetlerinden faydalandığı kadar faydalanmaktan mutlu olacak.
Yine kula kulluk, yine pezevenk baronlara kölelik, yine kapılarda köpeklik
devam edecek. Yine aklını kullanıp merak etmeyecek, şüphe duymayacak,
düşünmeyecek, sormayacak, sorgulamayacak kendini insan diye bilen ve tanıtan
sefil ve zavallı yaratık. Yine hayatlar sorgulanmadan yaşanmaya devam edilecek.
Bilakis, her şeyin aynı şekilde devam etmesi adına zavallı bir piyon olacak
insan denilen. Ve yine bir gün gelecek yıl değişecek, mutlu yıllar dilekleri
havada uçuşacak, uzaktan uzağa yollanacak. Böylece sefalet içinde, izzetsiz,
onursuz, sefil bir şekilde tüketilip gidecek ömür denilen en büyük ve en kutsal
armağan. Doğruluk, dürüstlük, onur, izzet, şeref, namus, ahlak, adalet,
haysiyet, hassasiyet, hissiyat, mesuliyet, kişilik, karakter yine yalan olup
gidecek, sadece kuru edebiyatları kalacak geride. Biten yılın son gecesinde
nasıl uyuyacaksak, başlayan yılın ilk sabahına öyle uyanacağız ve uyandığımız
gibi yaşamaya devam edeceğiz. Yani yıl bize zerre etkide bulunmayacak. Çünkü
rakamaların sihirli değneği yoktur, rakamlar mucizeler yaratamazlar. Sadece biz
cahiliz ve sahtekarız, belki daha çok aptalız. Dostlukta, arkadaşlıkta,
kardeşlikte, sevmekte, yaşamakta, ölmekte insanca olmayacak, olacak olsaydı
muhakkak hissederdik. Sevgimiz, merhametimiz, adaletimiz yine günden güne
ölmeye devam edecek. Ve hayatı yaşadım sanacak insan denilen…
Yüreğiniz ve cesaretiniz varsa buyurun değişin, kendi elinizde her şey,
hiçbir şeyden medet ummayın sahtekarca. Sorgulayın hayatınızı, muhasebesini
yapın yaşadıklarınızın ve yeni bir insan olun, yeni hayatınıza merhaba deyin.
Yılların böyle bir şeye gücü yok. Rakamlardan medet ummayın, namuslu ve dürüst
iseniz, eskiyi geride bırakın, dönüp bakmayın bir daha ve ileriye bakın,
iradenizi ortaya koyup değiştirin kendinizi. Var mısınız? Hiçbir zaman
olmayacaksınız, çünkü kahir kahir ekseriyetle samimiyetsiz, sahtekar ve yalancıyız.
Ne zaman dürüst olduk ki? Daha doğrusu ne zaman insan olduğumuzu hatırladık ve
yaptıklarımız, yaşadıklarımız yüzünden insanlığımızdan utandık ki? Geçin
kardeşim boş lakırdıyı…
Bil
ve unutma ey insan! Sen
dünyanın öznesisin. Başlangıçta sensin, sonda sen. Sen değişmeden hiçbir şey
değişmeyecek. Çünkü değişmesi gerekeni senden başka kimse değiştirmeyecek. Zira
değişimin muharriki olan akıl, irade, ihtiyar gibi meziyetlere malik olan
yegâne varlık sensin. Sen değişirsen her şey özde değişir, sen değişmezsen her
şey sözde değişir. Değiş, değiştir, başar! Hemen şimdi başla. Bugünün işini
yarına bıakma. Değişimi erteleme…